Ölümüne savaştı
Bir 24 Ocak günü seni susturmak isteyenlerce susturuldun. Malesef amaçlarında başarılı oldular ve yerin doldurulamadı, eksikliğin hala hissediliyor…

Bazı ülkelerde, bazı kimseler, devleti soymak için, politikacı kılığına girerler. Bunlar partilerde, parlamentolarda boy gösterirler. İthalat, ihracat, banka soygunu gibi işleri siyasal ilişkilerle yürütürler. Bunlar da çetedir. Çetelerin en aşağılığı da bunlardır. Bunlar yüzlerine, devlet adamı maskesi takıp halkı soyarlar. Allah’a çok şükür, memleketimizde böyle çeteler yoktur…
Uğur MUMCU
(Cumhuriyet, 22 Mart 1976)
“O gün Ankara uçağına binmek üzere terminale girdim. Uğur Mumcu oradaydı. Ben ona ‘Ağabey’ derdim. Atatürk Havalimanı’nın eski salonunda birer çay içtik. Uçağa çağrı yapıldığında, çantasını yerden sürüklemeye başladı. Çünkü çok ağırdı. Bir ucundan da ben tuttum, şişman adamın tabutu gibi… ‘Niye kargoya vermedin’ dedim, sesini kısarak ‘Almanya’dan geliyorum, içi belge dolu. Gözleri bu çantadadır’ dedi. Uçaktan inince de çantayı birlikte taşıdık, benim arabamın arkasına koyduk, belim kırıldı. Onu eve ben bıraktım. Kapının önü karanlıktı, çantayı apartmanın girişine kadar taşıdık, ısrar ettim birlikte içeri kadar taşıyalım diye, istemedi. Ayrılınca düşündüm; Uğur Mumcu… Gazetesi onu almaya bir araba bile göndermemiş… Evinin önü karanlık… Sanki tek başına bir insan… Ve arabayı kullanırken ona ‘Dikkat etmiyorsun’ dediğimi hatırlıyorum. O çantadaki belgelerin bomba etkisi yapacağını söylemişti. Tabii ki ne olduğunu, gazetecilik etiğidir, asla sormamıştım. Zaten yayımlayamadan öldürüldü. Belki de biz o gün onun ölüm nedenini taşıdık… Kim bilir?”
Bekir Coşkun

